alemdar  ADMINISTIRATOR
 

Status: Offline Registriert seit: 24.01.2006 Beiträge: 1731 Nachricht senden | Erstellt am 07.04.2006 - 02:03 |  |
BAYBURTTA ERMENİ MEZALİMİ
Bayburt’a giren keşif kolları Bayburt kasabasında bir katliam sahnesi görmüşlerdir. Buradaki mezâlimi Arşak ismindeki azılı komiteci idâre etmiştir. (Arşak fecayii aşağıdaki şekilde tertib ve icrâ etmiştir. Bayburt hakkındaki mazbata, vesika-24) :
“Arşak maiyetine aldığı 484 Ermeniye gündüzleri talim yaptırıyor ve geceleriyse komite başlarıyla harbden önce belediye dairesi olan binada toplantılar yaparak, tertibat ve teşkilât hakkında müşaverede bulunuyor. Yalnız Bayburt ahalisinden sanatkâr bulunanların şayan-ı itimad (güvenilen) olanlarından bir kısmı sanatlarıyla iştigal ettirildiği (çalışmasına izin verildiği) gibi kendi evlerinde ikamete de müsaade ediliyor. Mütebakisi (geri kalanı) hususi binalarda iskan ve askercesine muamele tatbik edilerek teşkilât ve tertibatları (düzenlemeler, hazırlıklar) hakkında harice (dışarıya) hiçbir malûmat (bilgi) çıkmamasına gayret olunuyor.
Müslüman ahâliye karşı gâyet ciddî davranmaları ve hiçbir sızıltıya meydan vermemeleri ve daima nasihatlerde bulunmaları hesabiyle kötü fikirleri anlaşılmamış ve hatta Of ve Sürmene havalisinde Ermeni çetelerini tenkil (uzaklaştırmak, ibret verici ceza vermek, sindirmek) maksadıyla Laz çetelerinden imdat kuvvetleri taleb edildiği görülmüş ve Ruslar tarafından terkedilmiş silâhların Müslüman ahâliye tevziine (dağıtılmasına) belediye reisi olup bilâhere katledilen Hafız Süleyman Efendi’nin mâni olduğu anlaşılmıştır.
Bu suretle müslüman efkâr-ı umûmiyesini tatmin ettikten sonra 1 Şubat 1334 (1918) tarihinde her sokak ve mahalleye bir takım devriyeler çıkartarak birer bahaneyle sokaklardaki ahâli toplanmaya başlanıyor. Mahalleler arasına çıkan devriyeler tesadüf ettikleri köylüleri ve yerli ahâliyi “Arşak Paşa (Paşalık ünvanı hizmetine mükafat olarak Ermeniler tarafından verilmiştir.) çağırıyor, mühim mes’ele görüşülecektir.” Şeklinde aldatarak topluyor ve bunlar mahpushane yapılan Salih Hamdi Efendi’nin ticarethânesinde tevkif ediliyor. Hapishaneye götürülen her şahsın kapı önünde evvelâ üzeri aranıyor ve bulunan para ziynet eşyası alınıyor. Envaı mezâlim ve işkenceyle hapishâneye sokuluyor çarşı ve pazarda bulunmayanların zorla evlerine giriliyor. Para, kıymetli eşya ve ziynetleri alındıktan sonra bir kısmı kapıları önünde feci bir suretde katlediliyor. Diğer kısmı ise çeşitli zulümlerle hapishâneye sevkolunuyor. Bu hâle Şubatın üçüncü sabahına kadar devam ediliyor. 3 Şubat sabahı müslüman kadınlarının da toplanmasına başlanıyor ve topladıklarından on dört kadınla iki kızı Salih Hamdi Efendi’nin ticârethânesi karşısındaki Haydar Bey’in ahşap oteline dolduruyorlar.
Alaturka saat üçte mevkufların (tutulup hapsedilenlerin) katli şu surette icrâ ediliyor. İşe evvelâ Salih Hamdi Efendi’nin ticârethânesinde mevkuf bulunanlardan başlanıyor. Salih Hamdi Efendi’nin ticârethânesindeki müslüman mevkuflar, kapıdan girildiği zaman sağdan birinci odaya yirmi üç, soldan birinci odaya dört, ikinci odaya altmış, üçüncü odaya elli ve boşluğun nihayetindeki odalardan soldakine kırk sekiz ve sağdakine sekiz ki, cem’an yüz doksan üç can yerleştiriliyor.
Evvelâ solan birinci odada bulunan belediye reisi Hafız Süleyman Efendi ile Kormas köylü (Polatlı) Ahmed ve Abraslı (Akbulut) İrfan ve Vağandalı (Çayırköprü) Pirî odadan çıkarılıyor. Ellerinde bulunan süngü balta ve demirle pek feci bir surette öldürülüyor, müteakiben sırasıyle diğer odalara geçerek aynı suretle mahpuslar katle başlanıyor. Gözleri önünde fecî bir surette ve vahşîce arkadaşlarının katledildiğini gören diğer mahpuslar canhıraş sadalarla bağırıyorlar ve kendilerine sıra gelince mümkün mertebe nefislerini müdafaaya çalışıyorlarsa da bütün müdafaa imkânlarından mahrum bulunmaları yüzünden işkence ve vahşetin en büyüğüne maruz kalarak bin türlü mezâlim arasında terk-i hayat ediyorlar. Yalnız ikinci odada bulunan altmış kişiden Murad, Çavuş, Şevki,Saraç Hafız ve Zâhid mahallesinden Beydioğlu Sadık (Ermeniler firar ettikten sonra yangın içinden çıkarılmışlar ve halen hayattadırlar) ölüler arasına sokularak kendilerine ölü vaziyeti vererek hayatlarını kurtarabiliyorlar. Süngü ve baltayla icrâ edilen fecaat kâfi gelmiyormuş gibi cenâzeler üzerine gazyağı dökülmek ve ateşlenmek suretiyle arada sıkışık kalanlardan ölmemiş olanlar dahi yakılıyor.
Buralardaki fecaat sahneleri kapandıktan sonra boşluğun nihayetindeki ve soldaki odada bulunan kırk sekiz kişiye sıra geliyor. Bunlar içinde bulunan Dağıstan’ın Kompo şehrine bağlı Hokal kasabası ahâlisinden olup o tarihten sekiz ay evvel Bayburt’a gelerek kunduracılıkla iştigal eden (uğraşan) yirmi iki yaşındaki Mehmed oğlu Abdullah, karşısında cereyan eden feci sahneyi görür görmez arkadaşlarını müdafaaya sevke karar veriyor, mevkuf bulundukları odanın zeminine döşenmiş kemer taşlarını müşkülatla sökerek kapıyı kapatıyorlar. Katle gelen Ermeniler vaziyeti görünce kapıyı kırıyorlar. Fakat yığılan taşlardan içeriye girilmesi mümkün olmadığından bombalarla, kurşunla bu masumlara hücum ediyorlar. Müdafaaya azmetmiş bulunan zavallılar atılan bombaları tekrar geriye atmak ve taşlarla müdafaada bulunmak suretiyle bir kısmı meşgul iken diğer kısmı odanın beton duvarını delmeğe çalışıyor.
Bu feci sahne devam etmekteyken Haydar Bey’in oteline doldurulan on dört kadını baştan nihayete kadar soyduktan sonra çıplak bir halde Haydar Bey’in oteline bitişik Çavuşoğlu’nun oteline nakil ve birer birer katlettikten sonra oteli yakıyorlar.
Bu on dört kadından üçü elbiselerinin tamamen çıkarılması hakkındaki teklife tahammül edemiyerek kendilerini pencereden dışarıya atıyorlar. Otel civarında bulunan Ermeni devriyeleri tarafından katlonuyorlar. Kendini pencereden aşağı atan kadınlardan birinin kendisiyle birlikte tevkif edilen iki kızının yukarıdan feryada başlaması üzerine hemen aşağı indiriliyorlar ve anaları önünde öldürülüyorlar. Sonra annelerinin kolları arasına verilerek gazla yakılıyorlar.
Bu şenâat devam ederken mahalleler arasında da kıtal, yağma ve yangınlar icrâ ediliyor. Bununla beraber kasabanın güney batısında ve caddenin sol tarafında bulunan cephanelik plân haricinde ateşleniyor. Husûle gelen müthiş gürültü katliâm faaliyetinde bulunan Ermenileri şaşırtıyor. “ Kasabayı Türk kıtaları muhasara etti, toplar patlıyor!” sözleriyle kaçışmaya başlıyorlar. Salih Hamdi Efendi’nin ticârethânesinde o zamana kadar Ermenileri meşgul etmeye muvaffak olan bu kırk sekiz fedakâr oradan çıkarak gizlenmiş olan ahâliyi haberdar etmeye ve yangın içinde bulunan kasabayı söndürmeye başlıyorlar.
Bu yazı Bayburt isimli 21 Subat 1989 tarihli dergiden derlenerek bazı eklemelerle yeniden yazılmıştır.
RUS ISGALI VE ERMENI MEZALIMI
Yıl 1916. Düşman Erzurum'u ele geçirmis. Dumlu, Hınıs boğazından taarruza geçerek Karasu vadisinin kuzeyini takip ederek Karabıyık'a bugünkü ismi ile Kandilli'ye sızmış. Aşkale önlerinde 51. Piyade Alayı ile karşılaşmış, Alaya büyük zayiat vererek Sansa deresine doğru ilerlemiştir.
Dumanlı Sansa deresi ve Kop dağlarında mevzilenen Türk birlikleri alayı imhadan kurtarmak için düşmanın önemli bir kesimini esir alır. Diğer kısmını da geri çekilmek zorunda bırakır.
Israrla işgal hareketine devam eden Rus birlikleri savaşın ağırlık noktasını teşkil eden Kop dağlarını defalarca geçmeye çalışır. Türk askerî birliklerine yardıma giden binlerce sivil Bayburtlu Kop dağlarında ordu-millet bütünleşmesinin en güzel örneğini verir. "Kop Savunması muvaffak olmuş ikinci Plevne'dir." diyen bölge komutanı Mareşal Fevzi Çakmak bu savasının ne zorlu bir savaş olduğunu çok güzel bir şekilde ifade eder.
Kop dağlarını geçemeyen düşman bu kez Gavur dağları yolu ile Ispir boğazını zorlar. Kısa zamanda boğaz düşer. Günlüce köyü merkez olmak üzere düşman Bayburt istikametine yönelir.
Allah’ım ne bunaltıcı, ne boğucu bir gece
Gözlerimiz bulutlandı, arabaya binince
Karanlıkta kaçıyoruz, çoğalıyor korkumuz,
Umulmadık bir felaket geçiriyor ordumuz
Evet acısını yüreğinde duyarak o günleri en güzel şekilde ifade eden hemsehrimiz sair Kemalettin Kamu'nun hislerine yine bir başka dörtlüğü ile ortak olalım.
Gönüllerin gözyaşına inandığı bir anda
Bin bahçeli beldemizi yadellere bıraktık
Gölgesinde barınacak tek ağacım yok artık
Dallarında bülbül öten bahçelere elveda.
Elemi ile sevinciyle ortak bir gaye için yüzyıllardır üzerinde yasadığı uğrunda seve seve canini verdiği öz vatanında boynu bükük, gözleri yaslı ve şehitlerini arkada bırakarak çoluk çocuğunu yanına aldığı birkaç eşyasını arabaya yükleyerek aç, susuz, başı açık, yalın ayak yollara düştüler tarihin onlara reva gördüğü o zaman diliminde insanlarımız.
YASAYAN TANIKLARI O GÜNLERIN
Aslan MERCIMEKOGLU
O günleri yasayan hemsehrimiz Ahmet oğlu 1897 doğumlu Aslan MERCIMEKOGLU Bayburt'un kuzeyine düsen Konursu kasabasından bir büyüğümüz olduğu için muhaceret günlerine dair kendisine başvurduğumuzda bize şunları aktarıyordu.
" Ben o tarihte cephede askerdim. Bizim birliğimiz Soğanlı cephesinden geri alindi.Ben hastalığım dolayısıyla komutanımdan belge alarak köyüm döndüm. Birkaç gün köyde kaldıktan sonra duyduk ki cephe bozulmuş ve Rus topraklarımıza doğru geliyormuş. Biz de aile olarak aksam ezani okunurken köyümüzden Ugrak (Varzahan) köyüne oradan da Çayiryolu (Sünür) köyüne gittik. Geceyi orada geçirdikten sonra sabahleyin kafilemize Çikotlar'dan eniştem Husret katildi. Rus'un o gün Bayburt'a geldiğini haber verdi. Yine Mehmet Efendi, Killi Aligilin Ahmet Efendi aileleri ile birlikte kafilemize katıldılar. Oradan hareketle Karahisar, Susehri, Zile yolu ile Çorum'a gittik. Sehirler arasinda dolaşırken iaşemizi hükümet veriyordu"
Güllü Hatûn
Bayburt'un Gökçedere (Pulur) kasabasından Göğüs oğullarından İmam kızı yaklaşık 1891 doğumlu Güllü Hatûn muhacereti görmüs geçirmis, bagri yanik bir Türk anasıdır. Muhacirliğe 3 yavrusu ile çıkmış tek evlâdı ile dönmüş bir ana olan Güllü Hatûn'un esi cephede, iki oğlu ise yol boylarında şehit düşmüştür. Torunundan bize intikal eden hatıralarına göre muhacereti söyle anlatmaktadır
" Evden barktan, köyden, kentten, tangır-ocaktan yok olacaksın. Yollara düşeceksin can havliyle. Aç, susuz kalacaksın. Yanık tarlaların, viranelerin, artıkları kavrulmuş buğdaylarını ekmek yerine yiyeceksin. Üst çıplak, bas açık ayaklar delik deşik, bunlar yetmezmişçesine taşınmaz ağırlığının üstüne batmanlık üzüntüyü de yükleyeceksin. Her nefeste bir oh çekeceksin. Muhacereti görenlerin beli bükük bağrı yanıktır yanık hey oğul"
Mustafa YAZICIOGLU
İşgal günlerini yasayan tanıklardan Konursu Kasabası’ndan Mevlüt oğlu 1904 doğumlu Mustafa YAZICIOGLU ise şunları söylemektedir.
" Adabaşi köyü istikametinden bir süvari dörtnala köyümüze geldi.
Selamünaleyküm" dedi. "Ben müslümanım karsı dağlarda asker var mi" diye sordu Tatar atlısı. Bizde "asker yok" dedik. Rus'un Bayburt'a gelişinden bu atlı sayesinde haberdar olduk.
Köyün yaslıları bir tepsi içerisinde ekmek , su ve tuz koyarak Rus askerine karsı gittiler. Rus gamandaki (komutanı) " karsı dağda asker varsa köyünüzü boşaltıp savaş edeceğiz" dedi. Biz de asker olmadığını tekrar ettik. Bunun üzerine köy işgal edildi. Gamandar köyü talan emri verdi. Bir buçuk gün müddetle tavuklarımız dahil olmak üzere bütün malimizi talan ettiler. Köylü tedbir olarak bütün kadınları bir eve topladı. Biz annem ve kardeşlerimizle köyden çıkmadık.
Cephe bozulduğunda köyümüzde birliklerinden ayrılmış Türk askerleri vardı. Ruslar bunları topladılar. Her on kişiden birini vuracaklarını söylediler. Ağabeyim de onların arasında idi. 1 2……… 10 deyip bir kişiyi ayırmaya başladılar. Bu arada Akbulut köyünden Irfâni Efendi geldi. Rusça olarak Ruslar'in yakaladıkları kişilerin asker olmadığını Ruslar'a izah ederek vatandaşlarımızı Ruslar'in elinden kurtardı.
Mustafa Bey' e Göre Irfânî Efendi
"Irfânî Efendi Akbulut köyünden olup yıllarca Rusya'da inşaat ve yol yapımı isleri ile uğraşmış köyümüzden dahi oralara isçi götürmüştür. Babayiğit, iyiliksever, çok iyi Rusça bilen Ermeni mezâliminde mazlum halkı koruyan, gözeten ve hatta kurtuluş ruhunu aşılayan daha sonra Ermeniler tarafından kalleşçe arkadaşı Çayırköprülü Pîrî Efendi ve Belediye Reisi Hafiz Efendi ile birlikte katledilen saygıdeğer bir kisi idi." diyor.
Ziya MEMIS
Bayburt'un Kalecik (Yukari Hayik) köyünden Abdullah oğlu 1906 doğumlu Ziya MEMIS o günleri söyle resmetmektedir.
"Köyümüzde Ermeni yoktu. Türk ordusu bozulup askerlerin geri çekildiği, Rus ordusunun ilerlediği haberi yayılınca dağlarda Ermeni eşkıyaları türedi. Arazimize gidemez olduk. Askerimizin geri çekilme olayını ise söyle anlatıyor: Gün ağarmadan askerimiz Allah Allah nidaları köyün karsısındaki çamlığa çıkararak menzilendi. Basımı ovaya çevirdiğimde karınca gibi Rus askeri kaynadığını gördük(gördüm). Kahraman askerimiz Ruslar'i topa tuttu. Ovanın yüzü (yüzeyi) yaralı ve ölülerle doldu; ancak sayıları o kadar çoktu ki askerlerimiz düzenli bir şekilde geri çekildi. Köyümüzü Rus (lar) işgal etti. (Ruslar) üç gün müddetle (müddetince) talan ilan etti (ler).
BAYBURT'TA KALANLAR VE ERMENI MEZÂLIMI
Bayburt halkının göçebilenleri göçtükten sonra kalanlar korku acı ve dehşet içinde ne olacağını bilemeden vatanlarının istilasını bekleyen bî-çâre bir konuma düşmüşlerdir.
Düşman Erenli, (Duduzar) Dikmetas'tan (Aggi) ilerleyerek Bayburt'u işgal etmiş ve Erzincan'da karargâh kurmuş, Kop dağları ise arkadan çevrilmiştir. Halk suskunluğun, perişan olmuşluğun beklenmeyen günlerinde mecbur edilmiştir yasamaya.
İşgal güçleri, işgal sonrasında köy, kasaba, ve şehir merkezindeki Bayburtlunun malini acımasızca yağmalamış, bu da yetmiyormuş gibi zalimce katliamlara başlamıştır.
O günleri yasayanlardan biri olan Mehmet Hocaoğlu'nun arşiv vesikalarıyla yazdığı Ermeni Mezalimi ve Ermeniler'i anlatan eserinde işgal söyle dile getirilmektedir.
" Evet Moskof Moskoftur ve emperyalisttir. Moskoflar Deli Petro zamanından beri sıcak denizlere çıkmak, dünyaya hakim olmak sevdasındadırlar. Bu moskofun beyazının da kızılının da değişmeyen politikasıdır. Moskof bu gayeye ulaşmak için her vasıtaya başvurmaktan çekinmediği gibi bu uğurda bir çok masum insanların kanlarının akıtılması da onu ilgilendirmez."
Rus bu politikasını da Bayburt'ta en iyi şekilde uygulamış, halka göstermelik olarak iyi davranmış vatanini istila ettiği Bayburtluya yaptığı zulmü halkı göstermeye çalışmıştır. Bütün bunların yanında Ermenisiz Ermenistan politikasını da canlı tutmaya çalışmıştır.
Rus birlikleri Bolsevik Ihtilâli'ni (7 Kasım 1917) takiben çekilmiş gerideyse birlikte getirdikleri Ermeni çetelerinin zulmü kalmıştır. Ermeni çeteleri zulüm faaliyetlerine başlamış ortalığı yakıp yıkmışlardır. Söyle ki: O sırada Kafkas kolordusu komutanı Yakup Sevki Pasa Bayburt'taki Ermeni Mezâlimi hakkındaki raporunda şunları belirtmektedir.
" Ermeniler Bayburt'u terk ettikleri gün kasabanı en güzel konak ve mağazalarından dört yüz kadarını yakmışlardır. 18 Ocak 1918 günü ekmeklik un dağıtılacağını ilan ederek bir kısım kadın-erkek ve çocukları evvelce hapishane yapılan büyük binaya sokarak binayı vahşice yakmışlardır.
Ayni zamanda sokaklarda tesadüf ettikleri çocuk, kadın ve erkekleri süngü ve kursunla şehit etmek suretiyle her türlü fenalığı yapmışlardır."
TAS MAGAZALARI (HANLARI) KATLIAMI
Bayburt ve çevresinde tas mağazalar katliamı olarak bilinen olay kısaca söyle cereyan etmiştir.
Bayburt ve havalisindeki Müslüman halkın imhasına memur edilmiş " Arsak Pasa" lakabi ile anılan azılı Ermeni eşkıyası etrafına topladığı her türlü teçhizata sahip 500'e yakın Ermeni ile önceden hazırladıkları plan gereği 14 Şubat 1918 günü her sokak ve mahalleye bir takım devriyeler çıkararak birer bahane ile sokaklardaki ahaliyi toplamaya başlıyorlar. (Sizi Arsak Pasa çağırıyor. Mühim meseleler görüşülecektir.) gibi yalanlarla halk kandırılarak imha yeri olarak planlanan Sari Hamdi Efendi'nin tas mağazalarına kapatılıyorlar.
16 Şubat 1918 sabahına kadar süren bu toplama işlemi, sabahleyin Müslüman kadınların toplanması ile devam ediyor.
Toplanan 14 kadın ve genç kız Tas Mağazaları’nın tam karsısındaki Haydar Bey'in ahşap oteline dolduruluyorlar.
Katliam sabah 3'te başlıyor. Tas Mağazaları’nın kapıdan girildiği zaman sağdan birinci odaya 23, soldan birinci odaya 4, ikinci odaya 60, 3. odaya 50, avlunun bitimindeki odalardan soldakine 48, sağdakine 8 kişi olmak üzere toplam 193 kişi dolduruluyor.
Soldan birinci odada bulunan Belediye Başkanı Hafız Süleyman, Akbulutlu Irfânî, Çayirköprülü Pîrî ve Pelitlili Ahmet odadan çıkarılarak korkunç bir şekilde katlediliyorlar. (Bunlar Bayburt'un önemli eşrafından olup yörede kanaat önderi konumunda olan insanlardır. Konursulu büyüklerimizin anlattığına göre Konursu'nun ileri gelenlerinden Etem Ağa da Ermenilerce bu toplantıya çağrılmış Etem Ağa’nın babası Hacı Halil gördüğü rüya üzerine oğlunun gitmesini engellemek istemiş oğlu ise bunu dinlemeyerek küheylanına atlayıp toplantıya gitmek için yola çıkmış; ancak bugünkü Konursu Sağlık Ocağı’nın bulunduğu yerde at ayaklarını havaya kaldırıp bütün zorlamalara karsin gitmek istememiştir. Daha sonra Bayburt tarafından kara bir dumanın gökyüzünü sardığı Konursu ahalisince görülmüştür. )
Ermeniler daha sonra etraftan zorla topladıkları ahaliyi diğer tutukluların gözleri önünde şehit etmişlerdir. Gözleri önünde korkunç ve vahşice arkadaşlarının öldürüldüğünü gören tutuklular acı feryatlar çıkarmış, kendilerine sıra gelince de müdafaaya çalışmışlarsa da ellerinde silaha benzer hiçbir şeye bulunmadığından işkenceyle ve vahşiliğin en korkuncuna katlanarak şahadet şerbetini içmişlerdir.
Kendilerine sıra gelmesini bekleyen 60 kişiden Murat Çavuş, Sevki Saraç Hafız ve Zahit mahallesinden Sadık ölüler arasına girerek kendilerin ölü süsü verip kurtulmuşlardır.
Yine Haydar Bey'in oteline doldurulan 14 kadın soyundurulmaya zorlanmış bunlardan 3'ü kendilerini pencereden atmayı başarmışlardır. Kalan kadınları çıplak bir halde Haydar Bey'in oteline bitişik Çavuşoğlu'nun oteline götüren Ermeniler burada hepsini birer birer öldürüp yakmışlardır.
Pencereden aşağı kendisini atan kadınlardan birinin tutuklu bulunan iki kızının yukarıda feryada başlaması üzerine Ermeniler bu kızları da aşağı indirip can çekişen annelerinin gözleri önünde şehit etmişlerdir. Daha sonra da cesetleri annelerinin kolları arasına verip gazla kadını tutuşturup diri diri yakmışlardır.
Bir tarafta bu insanlık dişi vahşet olurken diğer tarafta Tas Mağazaları’na doldurulup kimi (bu kelime Bayburt'ta bazı anlamında kullanılır.) öldürülen kimi yaralanan kimi ise ölü diye bırakılan zavallı insanlar üzerlerine yağdırılan kursun ve bomba yağmurundan sonra esi ve benzeri görülmemiş katliamın son safhasında olan üzerlerine gaz dökülüp yakılmışlardır.
Ermeniler bu zavallı insanları yakarken bunların "imdat" diye bağrışmaları ve inlemelerini müzik gibi algılayarak eğlenceler yapmışlardır. İnsanlığın şimdiye kadar şahidi olmadığı ve tarihin hiçbir devrinde kaydetmediği bir şekilde yakılan katledilen görülmemiş işkencelerle yok edilen bu insanların mevcudu 500'den fazladır.
Bu korkunç facialar sürüp giderken şehrin bati yönünde Trabzon-Erzurum yolu üzerinde "binbaşı hanları" denilen ve Ruslar tarafından cephanelik yapılan binanın plan dişi ateşlenmesi ile müthiş bir patlama olmuş, Ermeniler Türk ordusunun ilerlemekte olmasından korktuklarından bu patlamayı Türk ordusunun yakınlarından top atmaya başlaması sanarak paniğe kapılmış ve Erzurum'a doğru kaçmaya başlamışlardır.
Signatur
   |